Pazar

Vampir de olsam dişleyemem sevdiceği AKA Twilight

- Edward'la İleri Fortçuluk Teknikleri

Artık birisi esaslı bir beddua mı etti nettiyse, Twilight izledim geçenlerde. Üzerime gelmeyin lütfen, zaten yaşadığım travma bana yeter. "Nasıl yaparsın yaaa" cümlesi ile ardına bile bakmadan kaçanlar oldu hayatımdan, çok arkadaşımı kaybettim, çok dostumdan oldum. Mahallede adım çıktı "duydunuz mu Sincity Twilight izlemiş.." diye fısır fısır konuşuyor insanlar geçtiğim yollardan. Çekeceğimi çektim yani, bir de siz başlamayın.

Hem de öyle sadece twille de yetinmedim, filmlere olan hastalıklı saygımdan dolayı New Moon, Saga maga allah ne verdiyse tüm seriyi hatmettim bir gecede. Düşün bak, söz konusu film bu twil serisi gibi düşünsel engelli bir takım ergen kızlar için yapılıyor bile olsa yine hürmette kusur etmiyorum, izlerken kabuklu yemiş yemiyor, ayak parmaklarımla oynamıyorum. Ve hatta filmi yarım bırakamıyorum. Bu da benim merakım işte netçen, film izlemek ayinsel törensel bir etkinlik benim gözümde, hor görme.

Aslında şu an bu yazıyı yazıyor ama beri yandan gelebilecek tepkilerden de ölesiye korkuyorum yau. Bu seriye hastalıklı bir şekilde bağlı, oyuncusundan yönetmene çay getiren kopile varıncaya kadar her hücresine hayran bir ergen kitlesi var çünkü. Ve seri hakkında en ufak birşey söyleyeni çemkirmek suretiyle lanetleyip 7 gün içinde ölümüne sebep oluyorlar. Ergen sinirinden korkarım ben ağa. Ne derlerse yaparım o yüzden bu yazıyı da mutlu sonla bağlayacağım baştan söyleyeyim, aramız bozulmasın.
Gerçi filme çok da sövemem çünkü zaten işin tüm özü benim hiç inanmadığım iki olguya dayanmış durumda. Vampirler ve aşk. Peh. Dolayısıyla ben zaten filmi "Sezercik Küçük Mücahit" izlercesine bir taşak geçme potansiyeliyle izledim, orayı bi tut aklında.
Blogu okuyanların büyük çoğunluğu bu filmi izlemeyen ve kitabını okumayanlardır umuduyla konusunu bir cümlede özetlemek istiyorum. Kasabaya yeni gelen aklen ve bedenen teenage insan Bella ile kütükte aslen 102 yaşında olup 17 yaşında gibi görünen vampir Edward'ın romantizm soslu kanlı aşk hikayesi. Oha lan hızımı alamadım tamamını anlattım filmin. Başka da bi halt yok kalmadı.

Dedim ya tüm filme saramam, ama iki birşey de var ki söylemezsem de lal olurum. Şimdi bu abla var ya hani aslında vampir olmayıp da hepsinden çok vampire benzeyen tozbezi tipli. Hah işte onun vampir olayına aydığı, duruma uyandığı anlar çok acaip olmuş. Nan ben lisedeyken normal erkekleri bile üç günden başlamak üzere en az bir adli tatil süresi boyunca düşünüyordum hayatıma soksam hayatıma sokarlar mı diye, sen zaten olay mahalli kasabaya yeni gelmişsin, herifin vampir ve daha bir sürü şey olduğunu anladın, bir sarsıl ve titreyerek boşal filan yau, bi şaşır allasen aşk yaşamadan önce. Hemen "iyi sen vampir misin negzel ben de bebekken sarışınmışım biliyo musun?" tadında bir yakınlaşma, beraberce maceradan maceraya koşma, alemlerin gıdısından kan alma. Bize ters.

Ayriyetten tüm ergenlerden ve kendini ergen hisseden 25-35 yaş arası beyaz Türk ablalardan özür dilerim ki, başıma bişey gelmeyecekse Edward yakışıklı değil. Valla billa diil. Bakmışlar bu ademoğlu olağan bir romantik komedide (insan-insana) o kireç beyazı suratla ancak esas kızın ucube abisini filan oynayabilir hazır da vampir filmi olunca salmışlar yiğidoyu ortama. Haddinden fazla talk pudrası sürülmekle seksi olunsaydı eski erkek arkadaşım da oynardı o rolde. (taşakları hep pişik olurdu da rahmetlinin). Yok ışıkta kristalleşiyormuş da, şehirde on kaplan gücünde uçuyormuş da neymiş de neymiş. Pırlanta gibi çocuk işte, ışıkta ama.
Bu Edwırt'a bayılan kızlar size sesleniyorum, erkek dediğin kavga çıkacağı vakit el frenine asıldığıylan levyeyi kapacak arkadaş, öyle sinsi gibi bakarak kavgayı bitiren adam vampir değil mühendis olsa yine istemem. Anladık bu filme çekilen romanı yazan karı sizin romantik, gerçeküstü güçleri olan, hem kabadayı ama yeri gelince lacileri çekip sizi babanızdan isteyebilecek karakterde, "ekmeğinin peşinde ama serseri gibi erkek" hayallerinizi gıdıklamış ama olmaz o iş. Zaten olabilitesi olan şeyler beklemiyordunuz erkeklerden adamcağızların şimdi bir de uçması, konması ve kamyonları eliyle durdurması gerek. Tam oldu. Herif yemiyor, uyumuyor, ölmüyor aq, 100 senedir heralde öğrenecek kadınlara nasıl davranması gerektiğini, tabii romantik olcak, bi zahmet yani.
Ha bir de sevişmediler, o da hoşuna gitti genç kız kısmısının, neden, çünkü "olm insan aşık olduğu kızla hiç o şekil düşünmüyo yaa".
"Amaaa edward çok romantikkk canım o benim, tanrı hepimize onun gibi bir sevgili versin dinimiz amin" diğ mi sevgili ergenlik sivilceleri? Lan adam vampir, bir gece ansızın alacak gül memeden ısırığı diye korkudan havlet olamıyorlar. Arkadaşım adam 102 yaşında diyoruz sana, sevişemiyor çünkü dayanamayıp ısırır yamulturum korkusuyla sik göbekte 1908'den beri osbir çekiyor. Allah belanızı vermesin.

Bir romantikliğini de gördüysem ne, tek olayı bayık bayık bakmak (onun da sebebi pupil boşluğu 0.3 olan lensler) ve gastriti varmış da üstüne acılı adana yemiş gibi bir surat ifadesiyle öpüşmek. Neymiş, amaa kızın odasına gizlice ışınlanıyormuş da sabaha kadar uyurken onu izliyormuş, ahhh min-el aşkk.
Bir kere bunu gerçek hayatta isteyen kızların aklından direkt şüphe ederim ağa. Korkunç bir şey bu, eski sevgilim yapardı (pişik olan diil) aklım çıkardı korkudan aq. Bir uyanıyorsun sinsi gibi, piskopat gibi seni dikizleyen bir adam. Gırtlağına çökcek sanki pezevenk. Üstelik olayın bir de şu yönü var ki geceler uzun artık, adam en fazla bir bilemedin bir buçuk saat "ah sevgilimin saçları ne hoş, dudakları baldan tatlı, uyurken insan değil sanki bir melek" diye düşünecek ondan sonra memişlere, bacaklara, göte kayacak algısı. Konu bitti çünkü. Sen uyurken herif beynindeki pornoda başrol oynattı seni. Al bu da romantizm, burdan yak. (aykırı yönetmen Sincity'nin romantizme grotesk bakış açısı).

Ben onu bunu bilmem arkadaş. Ama şunu bilirim, akıl sağlığı yerinde hiçbir kadın orda taş gibin, kaya gibin kurtadam dururken (Jacob muydu? Kollara bakmaktan ismine bakamadım ki), pratisyen hekim kılıklı Edward' a bakmaz. Ayrıca o nasıl bir hatunsa artık elini attığı ya vampir çıkıyor ya kurt adam. Amerikan sineması böyle işte, köşeden uçan araba çıkar, beriden zombi gelir, tipin biri ölülerle konuşur dizi olur, başroldeki zibidi sekizinci kattan ne hikmetse çöp bidonuna düşer ve kaçmaya devam eder ( Gel Türkiye'de düş yavrum sen onu, öyle tombiş tombiş torbalanmış çöpler nerde, bardak kırıklarının, kullanılmış Orkid'lerin arasına düşersin de ölemediğine yanarsın valla) biz de hayran hayran seyrederiz bu zibilleri. Türk filmlerinde fail bulmayı obsesyon haline getirmiş bir grup insan var ya, hani Lost izleyip altı sezon ada arayan, sevmiyorum ulan onları da, bu fırsatla söylemiş olayım. Nesi var aq türk filmlerinin? Al mesela bu Twil türk filmi olsaydı en azından sonunda Bella hamamda kırk tas suyla abdest alıp cenabetliğini üzerinden atardı, Edward' da Kpss'den iyi puan alıp memur maaşını garantilerdi. Mis gibi. İtliğin, vampirliğin sonu nereye kadar, sırtını devlete dayasın rahat etsin. Evlensinler, mesut olsunlar. Üremesinler ama, yaratık çıkar bunlardan. E.T, miti uğraşamam.

- Öp beni Edvırt, ısır beni, bandıra bandıra ye
- Yawrum öpeyim de bir tencere mantıyı götürmüşün o ne olacak?
- He anamgil yapmış ama az yedim, çimdik kadar
- Gel aq gel, ne bitmez çilem varmış vampirliğimden bezdim billahi.

Çarşamba

üstad der ki;

"God has a very big heart , but there is one sin he will not forgive: if a woman calls a man to her bed and he will not go."
Charles Bukowski


Pazar

Yananı görür allah

Ben yandım sen de yan Angelina

Beş gündür aynı şeyleri yemekten iflahım kesildi. Bu nasıl bir yaşam tarzı nasıl bir bohemse artık, en son üç gündür öğle üzeri 5-6 gibi kalkıp karşıdaki marketten kutu kolayla iki paket Doritos kapıyorum. Eve gelip maillerime bakarken onları yiyip işe gidiyorum. Bizim işte yiyecek bi bok olmuyor tabii, olan da ne yine tuzlu fıstık, cips ıvır kıvır.. Bu kadar tuz, asit ve baharat yüklemesi sonucu dudaklarımda yol yapım çalışmaları başladı sonunda. Bu sabah (öğlen,akşam?) bi kalktım abavv dilim yara olmuş, dudaklar nasıl yanıyor bilüyünnü, gavur amı gibi. Dokunuyorum plastikimsi, deltamsı bir oluşum içinde. Tabii bu hevesle "nan Angelina Jolie gibi olmuştur şimdi dudaklarım allama, mükemmele çok yaklaşmış olabilirim şu saat itibariyle" diye kendimi koridordaki aynaya bi attım, hasstir, dudak olmuş gergedan daşşağı. Angelina'ya benzemekten vazgeçtim lan Bülent ablaya benzemeyeydim bari. Nasıl anlatsam böyle mora yakın, çatlak patlak delik deşik bir şey. Yanıyor da yanıyor. Üstelik açım ve evdeki yenebilir tek şey de acılı doritos kırıntısı, sefaletin son perdesi. Uzun lafın kısası,
"şu an doritos yiyorum ve ağlıyorum biliyor musun?"

Pazartesi

Kız Arkadaşınızı Sasha Grey'e Çevirmenin 10 Altın Kuralı *

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

Çarşamba

Reklamcı olmak çok sikimsonik bişi

Şunu bi izle hele,



Şimdi her nekadar ekmeğini yemesek de okulunu okuduk bu işin. Ottan boktan ahkam kesiyorum burda madem son zamanlarda en uyuz olduğum (benim uyuz olmadığım bir zamanı bulamadıkları için zaman makinesi icat edilemiyor işte asdf) reklama da geçirmesem olmaz aa valla eksik kalır, biyerim şişer.

Neymiş "teyze olmak harika bişiymiş". Bak öğrendiğimiz iyi oldu. Peki hanımkızımız bu tezini hangi argümanla savunuyor, "ben onlarla hergün oynamaya gidiyorum ya hergün gidiyorum".. Öyle teyze anne yarısıdır, kutsaldır filan siki değil ha, teyze olmak yeğenlerinle enik yavrusu gibi oynayabildiğin için harika bişey. Lan sıpa, ablanla enişten okadar mesai harcayıp sen oyna, oyalan diye mi yaptılar onları. Hayret bişi (Bu arada reklamda kız kaçkere "bişi" kelimesini dedi, sayan varsa beri gelsin)
Ama teyze olmak harika bişeydir tabi, çökmüşün ankastre mutfaklı, havuzlu ablanın evine. Kahveler abladan, paralar enişteden. Ohh. Kıçını kaldırıp ziftlendiğin fincanı bile mutfağa götürmediğin gözümden kaçtı zannetme. Sen anca yavrularla oyna, depin, dağıt ortalığı. Bu karı bu yiyicilikle evlenip çocuk filan da yapmaz ha, ablası yavrularından verir artık buna bitane.

Hayır herşeyi geçtim yeğenler orda birbirlerinin gözünü oyacaklar neredeyse sikindirik bir hırka için karı hala resim çiziyor, sırıtıyor pişmiş kelle gibi. Lan bi kalk, "aa çok ayıp çocuklar, cıss ayrılın" filan de. Yokk ama, otursun o öyle. Resim defterini de bitirdi faydasız, safii zarar..

Neyse çocukların çirkinliğine ayrı uyuz oldum. Hamam tası gibi kesmişler o saçlarını, zaten o yaşta çocukları gördüğümde kolye yapmak istiyorum kafalarından bir de bunlar çirkin aq. Üstelik çok lazımmış gibi yedekli yapmışlar, aynısından üç tane var. İnsan ziyanlığı.

Şimdii gelgelelim benim reklama tilt olmama neden olan en möhim mevzuya. Ben bu annelik kutsaldır, anneler melektir, melekler su ister filan olaylarını hiçbirzaman anlamadım. Birisiyle sevişiyorsun şanslı ya da duruma göre şanssız bir günündeysen yumuşakçalar hedefini buluyor ve voila!, hamilesin. Olay bu işte, o kadar büyütülen annelik mevzusunun özü bu. Vajinası olan hemen herkes olabilir yani, zor değil. Asıl annelik o çocuk sekiz- on yaşını geçip de ergen ergen tepene dikilince başlıyor bence. O dönemde de çocuğundan nefret edip, onu boğazlamak yerine sevgi gösterebiliyorsan o zaman annesin. Bir fedakarlık birşey yapabiliyorsan filan. Yoksa boğazına iki kaşık mama sokuzlamak da ne var aq, parasını verdin mi rus bakıcılar da yapıyor onu, onlarda mı kutsal? Tövbee.

Reklamda hatun ne yapıyor, itişen veletlerinin elindeki hırkayı alıyor. Ben zannediyorum ki, elinin tersiyle zumzuğu oturtacak düzeni sağlayacak (benden neden anne olmaz vol:382789) ama öyle yapmıyor, don koklayan sapık herifler gibi yumuluyor hırkaya. Sonra içeri doğru "Leylaaa" diye sesleniyor. Leyla deyince insan bir ümitleniyor haliyle, diyorsun "aha boyu 1.70'in üzerine birşey girecek içeri", ama Leyla kendisinden beklenen performansı gösteremiyor tas kafasıyla badi badi geliyor içerden. Koltuktakilerin aynısı aq. Resmen stok yapmış kadın. "Alla alla" diyor bu esnada saf reklam izleyicisi, "manyak mı bu karı" diyor, hırkayı kokladı bize çocuk koleksiyonunu gösterdi vb.

Reklam izleyicisi haklı, karı manyak bence de. Birkere akıl sağlığı yerinde olan hiçbir insan zaten tipleri aynı olan çocuklarının üçüne de aynı renk hırka, elbise vb alıp kime ait olduğunu koklayarak bulmaya çalışmaz. Birine mor, ötekine kırmızı, ötekine başka filan al be kadın, ne diye gizem yaratıyorsun? Hayır ama onlar aynı insanın üçe bölünüp kafalarına tas oturtulmuş farklı sürümleri di mi? Aman ayrı zevkleri, eşyaları vb olmasın, üç hücreli canlı gibi takılsınlar ömür boyu.
Ayrıca gelelim "anneler yavrularını kokusundan tanır" konulu ana mesaj mevzuna. Tüm bu tantana o mesajı verebilmek için çünkü. De yemezler be anam. Birkere bunların hepsinin çamaşırları aynı makinede aynı deterjanla yıkanıyordur. Otomatik olarak tüm kıyafetleri aynı kokar. Tabii anaları olacak obsesif karının dört yaşındaki bebeklere parfüm filan (üstelik de farklı farklı) sıkmadığını varsayıyorum sırf kokularından tanımak için.
Onu geçelim bunların ten kokuları da aynıdır zaten. Değil anaları tillahı gelse ayırt edemez. Gözleri, boyları, dudakları bilmemne aynı baskıdan çıkmış aq kokuları nasıl farklı olsun, aromalı mı bu veletler?
Ayrıca diyelim bunların hepsinin hırkası aynı (değilse koklamaya ne hacet zaten?) o vakit veletler niye itişiyor, sen alıcan ben alıcam diye? Kendilerininkini giyerler. Hadi diyelim onlar çocuk, sen koskoca kadın niye ayrımcılık yapıyorsun evlatların arasındaki, hırka kiminse kimin ver tepişenlerden birine giysin. Leyla'yı niye karıştırıyorsun mevzuya, o da üşürse Okşan'ınkini giyer, kıyamet mi kopar yani? Leyla kendi hakkını savunamıyor mu ayrıca, ezik mi o? Gelsin kendi düşsün hırkasının peşine teyzesi kılıklı..
(Ayrıca taktım bit kadar çocuğa Leyla ne aq, öbür ikizlerin adları da kesin Okşan'la, Arzu'dur. Bunlar büyüyünce kantocu olacaklar demedi deme, reklamcı konuşuyor burda)

Üstelik tüm bu aksiyonu nereye bağlamışlar, "annelerin burnu köpek gibi koku alır"a. Tamam ozaman bu bir reklam olduğuna göre ürünümüz oda kokusu, nebleyim parfüm, deterjan, şampuan ıvır zıvır gibi kokulu bişi. Değil. Çamaşır makinesi. Üstelik aynı hırkaları farklı kokularda yıkayan bi makine filan da değil, alelade bildiğimiz içine kedi atılıp yıkanan, titreyince banyoda yürüyen makinelerden. Pehh. Oysa neler bekliyordum ben reklamın sonunda, ne ümitlerim vardı geleceğe dair. Olmadı. 95 derecede çitilendi bütün hayallerim.
Neyse bu reklam serisinin devamı çekilecekmiş bir de, heyecanla bekliyor ve devam filmi için kendi annemi öneriyorum. Ardımda bıraktığım çorapları koklayarak izimi İzmir'den taa Ankara'ya kadar takip etmişliği vardır kendisinin. Şimdi bu star ışığı değil de nedir yani?

Pazartesi

İzmir bir liman olsun ben de bir gemi..

Nber sevgili izlekler, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız.. Blogu halka açamadığım gibi elimdeki bir avuç ebleğimi de kaybetmeyeyim diye yemeğin altını kıstım geldim bizahmet.
Ellerim boş gelmedim tabii ki gezdim, gördüm, yendim. Sosyal gözlemin bağrından kopup geldim. Şapşirik bir erkek arkadaşım benim telefonumdan internete girme hatasında bulundu. Negzel. Bunlar da olmasa hayat nasıl geçecek zaten? Neyse baktım arkadaşlık sitesine giriyor, anaa dedim dur kız Sinsi sana eğlence çıktı şenlik var. Eve gidince bir saniye beklemedim mazallah site yayın hayatına son verir filan derhal feyk profil açarak üye oldum siteye. Merak eden varsa İzmir.net diye sadece İzmir'de yaşayanların üye olup arkadaş aradığı bir yer. Çok da gerekli değil adı. Asıl içeriği şukela.
Neyse gerçek eğlence bundan sonra, fotoğrafsız haliyle saatte 100 kekomançi kapasiteli olan profilim, feyk bir resim koymamla site tavanını zorlamaya başladı. Ehehe. Zaten buna hiç şaşırmadım benim Türk abazalarına güvenim tam, içim rahattı. Pusuya yattım arkadaşımın online olmasını bekliyorum. Şu an sitede beşinci günüm oldu onu hala düşüremedim feyk profil üstüne profil açmama rağmen,,olsun nasılsa düşecek bende zaman bol nasılsa beklerim. Boş adam olmak zor malumunuz. Neyse benim ava henüz ulaşamadım ama bu arada gözlemlerim;

1- Halkın ozon tabakasının zararlı ışınlarının retinaya verdiği hasarlar konusunda inanılmaz bilinçlenmiş durumda olduğunu görmekten dolayı çok mesudum. İnsanımız göz sağlığına had safhada önem veriyor, iç mekanda güneş gözlük kullanımı Avrupa standartlarına yakın bunu biliyor musunuz? (fonda "İlle de Rayban olsun ister Eminönü'nden olsun" adlı şarkı).
Desteksiz de atmıyorum, buyrun;


2- Yine fotoğraflar üzerinden gidersek profil resimlerinde son moda öyle doksan derecelik mükemmel bir açıyla kendi resmini çekmek filan değil (o tüm zamanların fenomeni zaten) direkt fotoğrafın fotoğrafını çekmek. Hatta vesikalık resmin fotoğrafını çekersen daha da iyi, seni ciddi gösterir. Tanıtım yazısına da vukuatlı nufus kaydı ve savcılıktan temiz kağıdı ekledin mi, ohh. Herifler sevgili aramıyor da işe başvuruyor sanki.
Al buyur;

3- Hobi sahibi, sosyal bir insansan bu sitelerde şansın iki kat artıyor. Misal satranç mı oynuyorsun, motorla gezmeyi mi seviyorsun, profesyonel yüzücü müsün? Hemen bunlarla ilgili birer fotoğraf koyuyorsun profiline ohh kızlar bir ki bir ki düşüyor. Heralde öyle yani. Çünkü sitede gezdiğim beş gün boyunca normal bir resme pek rastlamadım. Maşallah erkeklerimizin hepsi aktivite sahibiymiş. Hobisi olmayanları ortama almıyorlar heral. Hayır bu sitelere üye olan erkeklerden çoğunun tek hobisinin düzenli 31 çekmek olduğunu bilmesem ben bile inanacağım.

Rakı bardağı ve bira şişesiyle gecelerde poz verenler, uzaklara "kakam geldi nereye bıraksam" kasvetiyle bakanlar, vapur, gemi, tekne farketmez deniz manzaralı fotoğraf çektirme meraklıları, arabanın tüm kapılarını açarak önüne geçip duranlar, sanırım sadece gezdirirken fotoğraf çektirmek için komşusunun köpeğini ödünç alanlar, Photoshop'un hiçbiryerde göremeyeceğiniz en nadide örnekleri ve son olarak da eski sevgilisiyle çekilmiş resimlerini keserek profiline koyup hala da yenisini bulmayı umanlar..
Buyrun bir kuple;



4- Gay olmak bu tür sitelerde yükselen değermiş bir de onu öğrendim. Çünkü açtığım yaklaşık sekiz sahte profile (hepsinde farklı kişilerin fotoları var, bilgiler, yaş, tanıtım yazıları hepsi farklı ) en az 15 gay geldi. Fotoğraflarına bak, kıllı bıyıklı tipler. Ama sözde gaylermiş de, dost olabilecekleri kız arkadaş arıyorlarmış da bilmeneymiş de neymiş. Allahım şu erkeklerin kız tavlamak için yapabilecekleri şeyler beni bazen gerçekten dehşete düşürüyor. Bunlardan birine "anal seks beni gerçekten çok korkutuyor sevgili "arkadaşım", sen sürekli dibini dövdürdüğüne göre anlatsana biraz nasıl bir duygu?" diye yazdım, anından içinden Memati fırladı. Ahaha. Ben erkek olsam bu lafı da yesem.. daha da birşey demiyorum, neyse.


5- Anlayabildiğim kadarıyla durum şu durumda İzmir'de maaşı 3000tl nin altında üst düzey yönetici olmayan bir erkek bulmak çok zor. Nedense tesadüf demek, 5 senedir içinde yaşadığım sürede bana da hep öbürleri denk gelmiş görüyor musun? Meğer sen tüm iyi aile çocukları, pırıl pırıl mühendisler, yepisyeni doktorlar hep İzmir.net' te yuvalanmamış mı? Hay allah. Ne hikmetse bunların işaretledikleri meslek grubu da hep "finans". Türkiye böyle bir finans cenneti olduysa madem, söyleyeyim benim adama da gavur illerde sürünmesin. İzmir değil Seyşel Adaları mübarek. Gelen bankacı, giden para kontrolörü. Tey teyy. Ha her hafta İddia kuponu doldurmaya finans deniliyorsa orasını bilemiyorum tabii. Sorry.

Polisler, askerler muhakkak üniformalarıyla fotoğraflarını koyuyorlar. Sebebi malum "kadınlar üniformalı erkeklere bayılır" geyiği. Hay o lafı kim çıkardıysa ağzı bal yesin. Yok olm öle birşey, bilakis ben polis filan gördüğümde ehliyetsiz yaptığım hızlar geliyor aklıma, nezarette geçirdiğim geceler geliyor, ayak kokusu geliyor (yaz blog, bunlar irdelenecek sonraki yazılarda) iyice içime kaçıyor hevesim.
Şantiyede kafasında kaskla fotoğraf çektiren adam var lan. Öylesi inşaat mühendisi olsa ne olur müteahit olsa ne olur. Ruhu "amele forever"..

Hele de bunlar doktorsa, oy aman doktorsa, fena. Mutlaka "Dr.engin", "Doc.metin" vb şekilde bir nick seçiliyor . Taman seçin madem ama sonra da kızlar bizi sömürüyor, paramızı yiyor vb..söylenmeyin bana bik bik. Farkındaysanız siz o kızlarla tanışmak için bile konumunuzu kullanıyorsunuz. Profiline stetoskopla acilde çekilen resmini koyuyor filan. Sanırsın adam 6 sene tıp fakültesini karı kaldırmak için okumuş. (tıp fuckültesi) Sonra gel bu doktorlara güven, önlerinde soyun, rahim muayenesi  o, bu yaptır. Kesin Hipokrat yeminini ederken ayağını da kaldırmıştır bunlar. Tus geçer inşallah üzerinizden. Kusura bakmayın atam ama beni Türk doktorlarına emanet etmeyin mümkünse, House'a edin, Nip/Tuck'daki bıçkına edin bi zahmet.


6- Nicklerde arabesklik, yabancı şarkı sözü aşırmacılık, dj.carismaa, usluchocuk, çhoksheker, delikürek35, zorbey, ashklazım.. vb Türkçe katliamları bol miktarda mevcut zaten herkesin bildiği üzere. Ha yanılma hemen, "Dj. Karizma" yazan adamın resmine bir bakıyorum tövbestafurulah hapishane kaçkını gibi. Tanıtım bilgilerini okuyorum ortaokul mezunu, serbest meslek (işsiz) birisi, aradığı kişinin özelliklerini işaretlediği yere bakıyorum kendisi 25 yaşında ama karşıdaki kişinin yaş aralığını "18-55" olarak işaretlemiş. Ulan hücre çeperi bile sizden seçici be. Resmen "nefes alsın yeter" diyor herif, sıçayım ben öyle karizmaya. Karizma dediğin şey uzaklara "kurufasulyeyi de fazla kaçırdım" bakışıyla olmuyor öyle bebeim.


7- Dünyanın en azimli ve çalışkan erkekleri bizim ülkemizde. En azından İzmir için konuşuyorum öyle yani. Bence sırf bu çalışkanlıkları yüzünden bile hepsi birer kere Adriana'yla yatmayı hak ediyor. Artık abazalığın nasıl bir boyutta olduğunu siz düşünün, dedim ya sekiz ayrı profil açtım diye, bu profillerin her birine hiç sektirmeden aynı mesajları defalarca atan adamlar var. Adam sıkılmıyor bıkmıyor. Kendince bulmuş bir taktik, "ulan diyor zaten elde yok avuçta yok (elinde ne olduğu belli gerçi) ne kaybedeceğim, vira bismillah ne düşerse.." Hayır baktım, sitede otomatik mesaj sistemi diye birşey de yok hatta daha önce yolladığın mesajları kaydedebileceğin bir yer bile yok. Yani bu adam bu mesajları her sefer yeniden yazıp yolluyor kişilere (ki bu zaten cümle yapılarının değişmesinden de belli). Diyelim ki her sefer yazıp yollamıyor da word dosyası açmış bunun için (hadigol,gol,gol.txt) oradan kopyalıyor. Yine ziyanlık. Ya sana ne diyorum daha üye olduğumun beşinci dakikasında bu adamlardan (ki az da değiller en az 30 tane bunu yapan) tak mesaj geldi her profilimde. Hem de tüm üyeliklerim farklı saatlerdeydi, gece 1'de olan bile vardı. Bu nasıl bir senkronizasyondur, nasıl bir balans ayarıdır, nasıl bir görev bilincidir farkında mısınız? Adam 7/24 görevinin başında.
Hesapladım bu çocukları misal baraj yapımında, atıl enerjilerini Cern'in merkez-kaç kuvvetine geri dönmesinde ya da nebleyim dağ eteklerine yanyana dizerek Karadeniz'de rüzgarın yönünü değiştirme ve orayı ılıman iklime çevirme işinde kullansak çok acaip olurdu. Kalkınırdık anasını satayım. İnsanlık için bu atıl elemanları değerlendirmeye değmez mi yani? Bu abazalığın verdiği kuvveti, sabrı, yılmaz gücü boşa harcamayalım, gelin daha mutlu bir dünya için elele verelim (ben onların o ellerini tutmam o ayrı)
Bir de bunların içinde bir tanesi var bütün profillere birer gün arayla istisnasız "nbr kız çirkin;)" diye mesaj yolluyor. Elemanın tipi de bu.

8- Kibar başlayıp giderek hayvanlaşan adamlar var. Bunlar gerçek hayattaki "kedi ulaşamadığı ciğere mundar der" ya da "bana vermediğine göre kesin orospu bu" mantığının internet şubeleri. İlk mesajları gayet kibar "Nasılsınız hamfendi, çok tatlısınız, rica etsem ayaklarınızın altını yalayabilir miyim?" formundayken, cevap verilmedikçe (bir de sitede gönderilen mesajın okunup okunmadığını gösteren bir yer var) "slm dedik", "insan bi cevap verir yaptığınız ayıp", "cevap veremediğine göre bana layık değilsin", " insan sandık mesaj attık ayrıca o resimde de çok kart çıkmışsın hiç 25 yaşındaya benzemiyorsun" şeklinde form değiştirebiliyorlar. Russian Institute'den kafa resmi kesip koydum oraya hayvan herif, kart sensin, postal da sana girsin. Versem (cevap) Adriana'yım ama di mi?

9- Hah bir de bu kendi durumuna bakmadan yüksek tepelere ev kuran cengaverler var. Oraya rus arkadaşlık sitesinden, nebleyim manken ajansının katalogundan yüz resimleri alıp koymuşum. Zaten akıllı bir adamsan inanmaman gerekir de diyelim o kızın arkadaşlık sitesinde koca aradığına inandın bre gafil dön de bir kendine bak allahaşkına. Yandan Burhan Çaçan'ın gençliğine önden evrim resimlerindeki ilk insana benziyorsun. Hiç mi düşünmezsin bu kız bana bakmaz, baksa da bir terso vardır, yamuk vardır o işte diye? Halıda çorapla fotoğraf çektiren adamlarsınız sonuçta, nedir bu hava? Hayır işte erkek ya, çükü var ya onun en kıymetlisinden, gerisi teferruat, kağıt işi, bürokrasi..


10. Sitenin nüfus dağılımına ve konut tipine baktığımızda (Evet manyağım oralara kadar baktım. Yeni mi anladın, sanki ilk 10 maddeyi çok akıllı biri yazdı.) erkeklerin genelde ailesiyle, tek tük olarak da ev arkadaşı ile yaşadığını görüyoruz. Ammaa gel gelelim aynı erkekler konu aradıkları kız olduğu zaman "yalnız yaşasın, en fazla bir arkadaşıyla kalsın ama arkadaşı da güzel olsun" seçeneğini işaretliyorlar. Oldu annem, Türkiye de o kadar modernleşmişti zaten uyum yasaları çerçevesinde zaten, 18 yaşını geçen her kız ayrı eve çıkıyordu. Seks and the City'mi olm bura? Alt tarafı İzmir. Az doğuda senin o dediğin için adamın götünden kan alıyorlar haberin var mı? Ama çakala bak sen, kızın kendi evi olsun, çocuklar rahatça yiyişsin üstelik otel parası da çıkmasın cebimizden. Hem kızı götürcek hem evi üzerine yaptıracak o saatlik. Kendi deniz manzaralı villada yaşıyor sanki pezevengin, kız tek başına otursunmuş. Arabası da olsun mu yavrum, seni evinden de alsın mı, yatakta da alta yatacak mısın peki?

11- Sadece bu sitede değil, her sanal mekanda profil bilgilerine "anlatılmaz yaşanır..", "üç cümlelik adam değiliz, tanıyanlar bilir" "alemde ismimiz dillerde cismimiz var" vb tarzlarda cümleler yazanlar vardır ya, işte onları yıllar önce direkt allaha havale ettim zaten ben, artık ilgilenmiyorum. Sana orda kendinle ilgili birşeyler söyle de belki bu sayede bi meme yüzü görürsün diye bir alan vermişler di mi? Kasılmadan yazsana evladım kimsin, nesin? Anlatılmaz, yaşanırmış.. Biz nereden bilelim yaşayınca başımıza ne gelecek? Özgüvenin bu çeşidine de hastayım ha. Ben açık etmem diyor yani kendini yiğit, resmim yeter diyor al sana Şahin marka arabam açtım kapılarını da önünde bira içiyorum. Var sen anla ne kadar kıro olduğumu.

Bunların bir de direkt msn isteyen, tel veren/isteyen ve hatta "adresini ver bir saate kapındayım" diyen versiyonları var. Misal hediye göndermek diye birşey var sitede, o parasız erkek üyelere galiba (ama bir seferlik). Yani gönderen ne diyecekse bir seferde demek zorunda. Adam onu yolluyor yanındaki mesaj şu "Hediyemi kabul et, tek hakkım var bugünlük msnim: fuckerselami.gotmail.com  tel:47839 ekle,ara. görüşürüz.." Ha oldu bebeğim, iyi gene ben "sen suyu kızdır ben geliyorum, akşama da menemen yap" yazmasını bekliyordum, kibar çıktı.
Sevgili Türk erkekleri toplucana hasta mısınız siz, nasıl bir kafa yaptınız ülkece? Yani flashla yapılmış sikindirik bir gül animasyonuna karşılık kızın seni arayacağını (dolayısıyla vereceğini) nasıl umabiliyorsun ki? Elin oğlu tektaşı, lüks restoran menülerini filan şeyediyor da anca. E salak onlar ozaman. Bir sen akıllısın de mi benim yiğidim? Hah aferin sana, elinde telefon öylece de bekliyorsundur sen hala, eminim. Devam öyle bozma, 31 deyin, çekiyorummm..

Adresini bodozlama veren arkadaşlar var bu tür yerlerde. Bir de adres isteyip kapıya gidenler. Özgüven değil de cahil cesareti diyorum bunlarınkine artık. Oraya resim yüklemeyi bilecek kadar internetten haberdarsın, kör cahil desem değilsin eh be kardeşim hiç düşünmez misin ki başına birşey gelir? Hadi ben dalga peşinde olan bir manyağım feyk profil açıyorum, beni geç, organ mafyası var, hırsızı, uğursuzu var. Aq sapığı var lan bu işin. Sen her pipim hıyar diyene öyle tuz alıp koşarsan, yarın birgün koyarlar oraya bir memeli hatun resmi köprü altına indirirler seni. Artık girdiğin evde en iyi ihtimal seni döver arabanı, paranı alır kaçarlar mı yoksa götü emanetçiye bırakır mısın bilemem. Azıcık kan gitsin olm beyninize, şuurlu olun biraz. Her sakallı dedeniz olmadığı gibi her memeli de Pamuk Prenses değil.

12- Son maddeyi en uyuz olduklarıma ayırdım. Old fart dedeler. Bu yaşı geçmiş ama işi bitmemiş amcalar, bu tür siteleri resmen etten kale gibi sarmışlar. Valla biryerden sonra midem bulandı, dalga geçme isteğim söndü.
Old fartsların fotoğrafları web cam'le çekilmiş oluyor genelde, 55-60'lı yaşlarda olanlarda esnaf tipi bol renkli, sol üstte cebi olan tişörtler (içindeki Maltepe paketini fotoğraftan beş saniye önce çıkarmış) ve gümüş Casio kol saati (default geliyor) olmazsa olmaz. (Yan dükkandaki nispeten genç ve azgın elemanın gazına gelip böyle sitelere profil hazırlamanın hazin sonucu bunlar hep. "Kamil amca açalım sana da bi hesap işte, kum gibi kadın kaynıyor burası kadın, buluruz sana da birini ayıpsın..)
Biraz daha janti olanların fotoğraflar daha özenli ceket, kravat filan da var. Ya da "yaşlıyım ama ruhum genç" pozları, yüzerken, dansederken.. Yani diyor ki amcam, ölmedim daha bende iş var. İşte bir şekilde kadınsız kaldık, kalmasaydık iyiydi.. İş var ben de daha iş, he he..

Tamam kendine hayat arkadaşı, dost aramaya çalışıyorsun, senin de hakkın var ama kalkıp da 25 yaşındaki kıza mesaj atma amca lütfen, gözünü seveyim. Valla midem bulandı. Bir kişi değil, iki değil. Az parası olan parasını öne sürüyor hemen zaten, "rahat yaşatırım" diyor, "şımartırım" diyor. Ha sen geberip gidince kan emici oğlundan, kızından fırsat kalırsa gelen hatun da bir ev, araba  nemalanır belki. Ama sana bakıyorum amca, resmine bakıyorum hiçbir ev hiçbir araba buna değmez diyorum. Düşün bak kendime yaptığım bu işkencede Ataköy'de apartman boyutuna geldim yine senin gudubetliğini kapatamadı gözümde. Teneşire bir osuruk borcunuz kalmış, giderayak hala karı-kız derdindesiniz. Allah sizi yaşarken rahmet eylesin ne diyeyim..




Ben bu postu her durumda sitenin bence en samimi elemanının nefis mesajıyla bitirmek istiyorum. İşte aradığımız berraklık, şeffaf iletişim, mesajı net iletme budur erkek milleti, feyz alın. Fakültelerde ders olarak okutulacak bir çalışma.


Bir analizasyonumuzun daha sonuna geldik sevgili okurdaklar.. Bu yazımda emeği geçen Türk erkeklerine en içten teşekkürlerimi sunuyorum (önlerinde saygıyla eğiliyorum dermişim, allah korusun). Onlar olmasa, Türk internet alemi, Türk mizahı boynu bükük kalacaktı.
Beni sorarsanız bavulu topladım Aşık Mahsuni misali dağ bayır dolanarak İzmir ilimizin bundan böyle kızlarının güzelliği ve boyoz'unun yanında erkeklerinin flörtöz yetenekleriyle de (abaza dememek için kasmak?) meşhur olması için kültür turizmi yapmaya gidiyorum. Köy köy, il il gezeceğim inşallah.
Son olarak yazımı başlığa da adını veren geçende 525'de koltuğun arkasında okuduğum anlamlı bir dize ile bitiriyorum;
  "İzmir bir liman olsun ben de bir gemi,
  Birdaha da yanaşırsam diksinler beni..."

{Bana bakın bu yazının paint'ine, copy'sine, cut'ine ömrümü harcadım, okumayanın çamaşır makinesi bozulsun..}

Salı

kaynanaya açık mektup

Sevgili erkek anneleri, nbr, nasılsınız?
Beni sorarsanız içgüveysinden halliceyim. "İçgüveysi" dedim diye bi huyladınız di mi, bak arkadaki gözlüklü anne ortamdan ayrıldı bile..
Ama korkmayın benden, inanın niyetim fena değil, hiçbirinizin sekizbuçuk yaşına kadar emzirdiğiniz, milupalarla aptamillerle beslediğiniz, saçının teli dünya malından kıymetli oğullarınızı elinden almayacağım. Hiçbirinizin evine gelin kontenjanından yuvalanmaya da niyetim yok. Sadece derdimi döküp huzurlarınızdan saygıyla ayrılmak niyetim..
Takdir edersiniz ki ben de bir annenin kızı, kul yapımıyım. Sabır sınırım, sinir dengem filan var. Ama neden benim annem sizin gibi piskopat, şizofren, obsesif ve kompülsif değil onu sormak istiyorum size. Yoksa biz az mı kıymetliyiz annelerimiz için? Biz zorluklarla büyütülmedik de ıslak pamukta mı geldik bu yaşa acaba, ha sevgili anneler?
Biliyorum "kız annesi" deyince daha bi böyle kızını evermeye yönelik, çeyiz üreten, kakalayıcı tavırlar geliyor aklınıza. 20 yaşından sonra ellerinde kalan kızların raf değerini düşürüp saf alıcılara kaktırmaya çalışan simsarlar onlar sizin gözünüzde. Ve ne kadar da zavallılar. Neslini yürütecek kutsal bir oğul doğurmak varken, doğuştan delikli, defolu bir cinse annelik yapıyorlar. Sus, sus.. Konuşmaya değmez..
                                              ........................................

İlk sevgilimin annesi gerçek anlamda bildiğimiz 46 raporlu akıl hastasıydı, ki bununla da övünürdü.
Biz oğluyla apartmanın merdivenlerinde otururken sürekli kapıyı açıp aşağı;
- aşkımmm, hadi gel Vienetta aldım sanaaa !!
diye bağıran bir kadın düşünün.
Evet, bir dişi olarak ilk savaşımı Vienettaya karşı verdim ben. Rakibe bakar mısınız? Lan başka bir kadın olsa bişey olsa mücadele edersin, pes etmezsin filan ama ben bunu nasıl alt edeyim? İçi dondurmalı, üstü kremalı sikindirik bir pasta. Kadın deneyimli tabi ben henüz portakalda vitaminden o bu yollarda yürüyordu biliyor erkek milletinin kalbine gidecek yolu. Algida firması sözüm sana, kaldır o Vienetta mıdır nedir o ürünü piyasadan. Ben yandım, başka canlar yanmasın..
Bu kadının benim adımı duyduğu anda sinir krizi geçirmesinin dışında boş zamanlarında beyin oyma, insan derisinden abiye dikme ve bizim evi arayıp allah ne verdiyse saydırma gibi hobileri de vardı. Ondan duyduğum küfürlerden sonra Karşıyaka -Göztepe maçları gözümde satranç turnuvası gibi aristokrat, anaokulu müsamaresi gibi masum kaldı.
Son karşılaşmamızda kafasında bigudilerle oğlunu takip etmiş ve bizi bir ağaç altında otururken (12 yaşındaydık ve sadece oturuyorduk) yakalamıştı. Olanları hatırlamak, dalga geçmek filan istemiyorum. Valla. Benim için çok , çok, çok büyük bir travmaydı. Çok utanmıştım. Belki buraya yazarsam çıkartır atarım sistemimden o kadını da, sonraları o kadına layık bir evlat olduğunu ispatlayan oğlunu da..
Ondan sonraki sevgililerimin anneleri tabi ki bu derece master piece değildi. Ya da bu manyaktan sonrakiler vız geldi diyelim. Bir tanesinin annesi çok yaşlıydı, kocası tarafından sürekli ve sistemli olarak aldatılıyordu. Bu acısını oğluna sarılarak ve onun çevresindeki her kıza nefret kusarak geçirmek gibi bir alışkanlık edinmişti. Fazla barınmadım, boynumu eğdirmedim, kendimi sevdirmedim. Yüzünü bile görmediğim bir kadının dışavurumsal nefretine daha fazla kontör harcayamazdım.
Bir başkasının annesinin varlığıyla yokluğu belli değildi. Beni sevmiyor ve istemiyordu biliyorum, hissediyordum ama çok da tınn. Oğlunu sepetledim anasını da alıp gitti. Sonra bir başkası, başkası ve başkası. Anneler obsesyon halini aldı birsüre sonra. Annem seninle tanışmak istiyor, annem sana hede dedi, hödö yaptı diyen her erkeği aklımın not defterine yazdım ve eninde sonunda üstü çizildi. Anne erkeklerin doğuştan gelen, tedavisiz özrüydü bende.
Bunlar hariç normal erkek arkadaşlarımın bile anneleri tarafından sevilmedim ya o ayrı, hep potansiyel tehlikeydim, hep patlamaya hazır bombaydım onların gözünde. Haa kendini sevdirmek için ne yaptın dersen "hiçbirşey". Ama nefret kazanmak için de bir efor sarfetmediğim gözönüne alınırsa erkek anneleri için bir eyleme gerek olmadığı sonucuna varabiliriz. Benim tipim sevimsiz hadi tamam, oğullarını pavyona düşürecek, eroine alıştıracak gibi duruyorum ama hiç görmeyenler, hiç sesimi duymayanlar. İçinize mi doğuyor annem, tanısanız seversiniz kalbim temiz valla...
Bana oğullarına olan bu ilgilerinin boyutu, esaret altına almanın bu kadarı sağlıksız geliyor. İçi de fesat bir insan olduğumdan direkt yanlış şeyler düşünüyorum açıkça söyleyeyim. Yani sadece kendi hayatım için değil ama çevremde de çok uber anneler var. Amaçları ne, ne yapmaya çalışıyorlar bilemedim ama bazıları Oidipus kompleksinde Freud'a mezarda ters takla attıracak duruma gelmişler, bunun bir tedavisi filan yok mu yau, İsviçreli bilimadamları durmadan fırça açılarıyla oynayacaklarına incelese ya bunları.
Ben inceledim. Bu anneler kendilerine ikinci günden "anne" diyenleri seviyorlar mesela onu gördüm, eve telefon açtığında önce onun hatrını soran, bayramlarda arayan kızları seviyorlar. Bir de çöldeki bir yılana davranır gibi dikkatli davranmak lazım bu annelere. "Amacım seni rahatsız etmek değil, yoluma gideceğim o yüzden beni sokma" alt metinli, "Seni oğlundan ayırmayacağım ben sadece sizin mutlu, huzurlu ailenize yancı gelmek istiyorum" konuşmaları yapmak gerek. Eyhh eytere be. Yok daha neler? Kendimizi bele kadar kuma gömelim bari, arada gelip taşlasınlar, rahatlarlar.
Ömrü hayatım boyunca "oğlumun peşini bırak" tınlamasından bıktım. Mahalledeki kedi hariç hiç kimsenin yavrusunun peşinde koşmuşluğum olmadığı gibi bir sorsa oğlu beni tavlamak için neler yapmış, o zaman kainatın sırrına vakıf olacak ya neyse..

                                          .......................................

Üzgünüm sevgili erkek anneleri, belli bir yaştan sonra o kıymetli oğullarınızın daha da kıymetli pipilerini sokacak makul bir delik bulmaları gerekiyor. Bir kadına ihtiyaçları var. Daha da beteri bazı sürümlerde "aşık ol" aparatı ekli geliyor, o gafiller anneleri haricinde başka bir dişiyi de sevebilme cürreti gösteriyorlar ki, bu çok acı. Doğur, besle, büyüt, başkasını sevsin. Ucuz, ucube karıların peşinde dolansın. İnanın ben de tersi olsun isterim, yarattığınız o mükemmel varlıklarda böyle bir bug olmasın isterim ama mukadderat.. Biz de erkeklerin bu halinden memnun değiliz ama katlanıyoruz. Ne yapalım yani? Siz daha iyilerini yapana kadar en iyisi bunlar..

Hepinizin ellerinden hürmetle öpüyorum. Hoşçakalın demiyorum zira cehennem varsa hepinizle orada bol bol görüşeceğiz nasılsa. Şimdilik esenkalın..

Cuma

bir kadın yazısı

- Bizim hatunun kullanılmayan organlarını aldırdık mahmut abi, fazlalıklar gitti çok ferah oldu..
-

Bu aralar benden komikli blog yazısı bekleyenler.. Beklemeyin. Çünkü kuaförüm olacak adam saçımı bu sefer fazla açık renk yaptı, hiç beğenmedim moralim bozuk. Bu kafayla yazamam. Aslında yazarım da arada kadın olduğumu hissettireyim beni android gibi görmeyin diye böyle ufak kaprisler yapmam, ağda anılarımı ya da sevgilimin beni terkettiğini filan anlatmam gerektiğini hissediyorum. Yoksa maşallah yorumlarda bi "oha baba yine sokmuş çıkarmışsın"cılık bi "yuh amına koyım yine yazmışsıncılık" almış başını gidiyor. Azınıza sıçarım sizin. Böyle terbiyesiz yorumlar yaparken benim de bir kadın olduğumu unutuyorsunuz. Üstelik şimdi ben saçını da beğenmeyen bir kadın olarak daha tehlikeliyim, korkun benden.
Aslında bu saç hadisesi direkt benim mallığım oldu. Sen 10 senelik arkadaşını kuaför olarak seçer, yetmezmiş gibi gece sabaha kadar birlikte içip sıçıp sabah da uyumadan direkt dükkanı beraber açarak saç boyatırsan olacağı budur. Adamın kafa 1milyon tabi hatta daha da beteri olabilirmiş iyi yırttık. Lan saçım yanlışlıkla sarı olacak diye aklı çıkan insanım ben, eşşek herif!(Şair burada direkt kuaföre seslenmektedir, üstünüze alınmayın her boku yerli yersiz). İki-üç gündür yoğunluktan düzelttirmeye de gidemedim öyle kaldı saçım. Aynalara küstüm, beter oldum blog:( Ha bir de uyuzluk bu değil mi, en az iki kişi negzel diye saçımın rengini sordu bu bok olduğundan beri. Lan sarı saça ne meraklı milletiz, toptan papatya suyuna yatırcam hepinizi o olacak.

Eee hadi saçımı başımı yazayım kadın yazısı olsun dedim iki paragraf anca çıktı onun da yarısı küfür aq. Ne anladım ben bu işten? İşte kadınların edebiyat dünyasında varolamama, varolunca da İclal Aydın (ki kendisinin nefis sazanlık eti vardır, şu son ex-koca olayına kalemim değerse şeyedeceğim gülmekten altımıza şıçırtcaz) formuna bürünme sebepleri bundanmış demek. Neyse dur bidaha ki yazımda size kullanılmayan ampullerden mutluluğun resmini yapmayı öğretcem söz. Pislikler sizi. Hayır kızıyorum ama beri yandan seviyorum da he..

23 tane 1nisan yanyana gelse bir 23nisan' ın yaptığı şakayı yapamaz bana


Hatırlıyorum da ortaokul ikinci sınıfa geçtiğim sene beni de seçmişlerdi "23nisan Dans ve Atraksiyon" ekibine. Ah minel aşk ne güzel günlerdi. Ulus sevgisi bir yandan, vatan aşkı beri yandan.. Dersi idarenin kayıtlı kuyutlu izni ile asmak olmasa ben bu angaryaya girmezdim ya neyse..

Seçildiğimizin ertesi gün provalar başladı. Tabi ben işin derslerden kayırtma boyutuna takılı kaldığım için paralel evrende bizi sabah sekizde beden salonunda toplayıp götürmelerine, "Otistikler İçin On Adımda Tango" konulu birtakım hareketler yaptırmalarına filan sesimi çıkarmıyorum. Hem yandaki marketin rus salatalı&kaşarlı sandviç yapabildiğini keşfetmiştim hem de düşün bak millet sabah derse giriyor (matematik filan oldum olası hazzetmediğim işler) ben beden salonunda takılıyorum, kulplu beygirin tepesine çıkıp müzik dinliyor, o yıllarda benden bi sınıf üstte olan Levent'le pencereden bakışıyorum filan. Ayrıca bilen bilir herkes üniformalıyken okula eşofmanla gelmenin karizması bambaşkadır, Victoria Secret defilesindeki Adriana bile halt eder yanında.

Neyse bu arada gayet large ilerleyen çalışmalar Mart ayı sonlarına doğru hocanın göt tutuşmasıyla ve elindeki bir avuç kazmatör yeni ergen kompleksli kızdan 1 ayda Rus Revüsü çıkaramayacağının idrakıyla hızlanmaya başladı. Bir sabah kaşarlı sandviçimi yaptırıp okula geldiğimde en yakın arkadaşım Zeynep'i kızlar tuvaletinde kahküllerini tararken buldum (ki zaten kendisinin kahkülleri ayrı bir organizma olduğundan genelde vaktinin 10/9'unu orda geçiriyordu, şaşacak bir şey yok) Artık okul bahçesinde değil stadyumda çalışacakmışız. Süslenme sebebi de başka okullardan çocukların da orada olacak olmasıymış, bilmemne koleji de çalışmalara gelecekmiş orada kuzeni varmış kuzeninin arkadaşları Burak Kut gibiymiş. (Dar yıllar takdir edersiniz ki, genç kızların elinde idol olarak bir Keremcem, bir Murat Boz yok..) miş miş miş..

Doluştuk okulun otobüsüne stada gittik. Yapılacak en güzel 23Nisan gösterisiymiş bu sözde, izlemeye GenelKurmay Başkanı, başbakan bile gelecekmiş de, atamız bizi öyle görünce gökyüzünden gülümseyecekmiş filan. Beden hocası topladı bizi bir köşeye nasıl gaza getiriyor sanırsın Dünya Kupasında son maça kalmış Fatih Terim Milli Takıma taktik veriyor. Adam artık bizde başarıyı yakalarsa nereye tayin olurum diye düşündüyse "Harward Hukuk'u da ben hazırlıycam 11 eylül gösterilerine hıhahah" filan diyerek mi gaza geldiyse "size güveniyorum kızlar, en iyi sopayı siz kaldırırsınız kızlar, en güzel filmi siz seçersiniz kızlar, vursalar ölmezsiniz aslansınız kaplansınız kızlar" gazlamaya başladı bizi. Arkaya da daya "Eye Of The Tiger"ı, al sana "AprilTeam23" taburu savaşa hazır.

Allahım yaptığımız gösteri de ne ha, bir şeye benzese bari. Şöyle anlatayım size , biz 10 ya da 12 kız elimizde sopalar ileri geri birtakım hareketler yapıyoruz. Neymiş tepeden stada bakınca tüm okulların takımları dev bir çiçek oluştuyorlarmış, açılıp kapanan. (Dev olduğuna göre "et yiyen çiçek" olabilir) Hah işte biz okul olarak o çiçeğin bir yaprağıyız. Yani bırak yanlış adım atmak, iyi dansedememek filan içimizden birisi gösteriyi bırakıp yere oturarak ayak parmaklarını temizlese kimse anlamaz. Öyle tırt bir iş yaptığımız.

Ama hakkını yememek lazım Zeynep ve kahkülleri doğru söylüyormuş. Öbür okuldaki çocuklar harbiden taş gibilerdi. Onlara baktıkça aşka geliyordum. Levent mevent aklımda yok, öbür okulların çocukları Tarkan bizimkiler Ozon Orhon kaldı gözümde. Beraber takılıyoruz filan, havam bin beşyüz.
Neyse yani özetle şöyle diyeyim size, o 1 ay Beyonce gibi gidip geldim o çalışmalara. Çıkma teklifleri, gırgırlar, eve geç kalabilmeler filan havada uçuşuyor. Prova dönüşleri okula bile uğramıyoruz lütfedip, Tunalı'da iniyorduk direkt, gez, toz sonra.

Derken bu mutlu günler uzun sürmedi. 21Nisan geldi çattı. Dediler 2 gün sonra son prova kostümlü olacakmış. Size de bu hikaye bu noktaya kadar fazla güzel gelmedi mi? İşte, ben bunu bilip de arkasında bir felaket bekleyecek yaşta değildim o yıllarda. Kozasından yeni çıkmış bir sevgi kelebeğiydim. O yüzden aklıma kıyafetlerin ne olduğunu sormak gelmedi. Off. Uzatmayayım ertesi gün stada gitmedik de beden salonunda toplandık. O kıyafet bilmemne dedikleri neymiş biliyor musunuz cart pembe (tam olarak bu renk) ve parlak uzun kollu mayo kumaşından sıfır yaka bir badi ve tüllü beyaz etek. Bitmedi, altına uzun pembe tayt ve beyaz spor ayakkabı. Bir de çalışma yaparken kullandığımız şişelerin yerine bir değnek verdiler elimize sanırsınız az sonra lambadan çıkıp üç dilek dileme hakkı vereceğim. Fırfırlı yanarlı dönerli. Allahım hatırladıkça ölmek istiyorum. Alay etmeyin. Genç kızlığa yeni adım attığım günler diyorum olm, öyle bir kıyafet yıkım demek. Bir de düşün bak, kazık gibi bir şeyim limondan iri memelerim var o badi üstüme öyle bir yapıştı ki, ikinci bir deri gibi, değil dansetmek nefes almak mümkün değil.

{Kıyafetin neredeyse aynısını Google'da ufak bir aramayla buldum. Tepedeki resim. Bu geçen seneki gösterilerde giyilmiş. Bu eteklerin yerine kabarık tüllü beyaz etek koy bir de pembeyi parlak yap iyice aynısı işte. Yine çıktı karşıma bırakmıyor peşimi ühühüh..:(
Gerçi o zamanlar akp iktidarda olmadığından daha dardı bizim kıyafetler böyle köy kızı formunda değildi bu fazla "Emine Erdoğan Style" olmuş ama yine de çok benziyor. Lan aradan on sene geçti Milli Eğitim Bakanlığı be. Bir adım ilerleyememişin moda konusunda. Allah belanı versin. Bu nesilden de ümidi kesicez yani. Bunlar da sayko olacak. Püü..}

Tüm kıyafet o kadar dramatikti ki ilk görüşte inanamadım, 23 gün süren bir 1 nisan şakası gibiydi. Ben deri ceket ve siyah taytla olay yaratcam diye düşünürken fazla olgunlaşmış pembe bir avokadoya benzemiştim. Ama genç kızdık sonuçta. Kan beyne gitmiyor da vucutta bir tur atıp alt kapıdan çıkıyor, ne beklersin? SpiceGirls filan var hem o dönemler millet apartman topuklu spor ayakkabılarla Amerikan bayraklı badilerle geziyor. Öyle bir toplu dumur kafası. Benim idolüm her zaman Madonna'ydı ama, neyse o bu yazının konusu değil.
Her ne olursa olsun gelişmekte olan bir ergene bu yapılmaz. Ama hayat acımasız. Evde giyip ayna karşısına bile geçmeyeceğin kıyafetlerle seni devlet erkanı ve ikibin kişinin önüne atabiliyor.
Dedim ya bir ergene bu yapılmaz. Lan kesip öldürün daha iyi be..:( O kendime güvensizlikle Levent yeniden Brad Pitt oldu gözümde. Kompleksten aşık oldum, olacam o durumdayım.

Ömr-ü hayatımda pembe giymemişim, çirkin olabilirim ama okul çapında bir ağırlığım var, hard kız yapmışım emek emek örmüşüm karizmamı. "Olmaz, absofuckinglutely, kesinlikle" filan diyerek hocanın yanına gittim, dedim "hocam ben bunları giyemem giyeceksem de gösteriye çıkamam". Lan sanki adama "hocam sizin hanımı yatakta dört adama turnike yaptırırken basmışlar" dedim, sanki "arabanızı parçalayıp sattım" dedim. Öyle gözleri büyüdü. Korkumdan "kemküm pembe badi, karizmam, bando takımı, hedehödö" den başka ses çıkmadı ağzımdan, hoca beni omuzlarımdan tuttu "sen bu gösterinin yıldızısın Sinsi, sensiz biz bir hiçiz, binlerce insan seni izlemeye geliyor onlara karşı bir sorumluluğun var, toparlanmalısın" dedi. Asdasdaf. Bi gidin ya, "kızım git başımdan yarın sabah 8buçukta da okulda ol. Yeni mi aklına geldi yapamayacağın gerizekalı" dedi.
.
Sabah o boktan kıyafeti evden giyip servis beklemeye çıkmak zorunda kalarak bir posta da mahalledeki insanlara rezil oldum. Ohh. O 23nisan var ya benim tarihimde "Kara Nisan"dır. Trablusgarp Cephesi kadar zayiat verdim ben erkek konusunda o Nisan. Karizmayı tekrar toplamak yıllarımı aldı. Sorsan Ankara sokakları hala pembe bir dana şeklinde hırslı hırslı dolanan o atkuyruklu manyağı hatırlıyordur bence.

Daha ne okursun, gösteriye gittim işte sike sike. Sinirden sıkıntıdan bir de gece sivilceler bastı yüzümü bir de hastaydım zaten altımda haşır huşur çocuk bezi gibi ped. Kaslı bacaklarımda beyaz kilotlu çorap tam buldog hemşirelere dönmüştüm. Ama travesti bir buldog hemşire. Freak kere freak. Diğer okullardan hiçbir kızın da benle alay edecek hali yoktu zaten yazık garibim bazılarına kırmızı şapka takmışlar bazılarında ise modayla ilgilenmeme rağmen bugün bile ne renk ne model olduğunu anlayamadığım yanarlı dönerli mayolar var. Biz resmen zevk abidesi, stil ikonu kaldık yanlarında. Hande Yener görse o zaman o halimizi tezgahtar olarak kalırdı hiç turuncu saç olayına girmez kendini de elektro ortamlara atmazdı.

Lan "Türk Eğitim Sistemi" pkk'dan beter terörsün ha, ayrımcılıkta, adam yoketme de üstüne yok. Binlerce ilköğretim öğrencisini protokol önünde iki adım atmaları için aylarca derslere sokma, soğukta ayazda çalıştır, şebelek gibi giydir ve bütün bu çaba totalde üç dakika sürecek bir gösteri için olsun. Gerçekten de üç dakika sürdü. Gerçi o cayır cayır güneşin altında mayo kumaşından body içerisinde kaşına pişe o üç dakika bile bana bir ömür gibi gelmişti ama olsun, insan bir takdir edilmek istiyor. İlk gösterim böyle olmamalıydı:( Ayrıca stadın o kadar ortasındaydık ki Levent geldi mi göremedim. Zaten geldiyse bile beni allı yeşilli 800 kız içerisinde seçebilmesi için retinasına kızılötesi dürbün taktırmış olması gerekiyordu, ki seçseydi de artık benle çıkmazdı bence. O zaman Lady Gaga hayranı erkekler pek bulunmuyordu çünkü..

Neyse bitti gitti o kara günler çok şükür. Ama ne vakit "bugün 23nisan neşe doluyor insan" dizelerini duysam bir içlenirim, o yıllar gelir aklıma. Neşe filan dolamıyorum, sinir stres basıyor beni.

ps:cumhurbaşkanı gelmedi..

Salı

sinsinin aklı..

Beni merak edenler,
Eğer biryerlerde "Bu ay güzellik salonunda cilt bakımı yaptırsaydım 200tl, tüm vücut ağda 50tl, solaryum için bir 50 daha koy, manikür-pedikür olayına girseydim 30tl, kaş aldırsaydım 10 tl...vs vs" diyerek hesap yapan sonra da çıkan miktarın tümünü ayakkabıya yatırıp aslında harcamadığı paranın karından zarar eden bir dişi görürseniz..
İşte o benim ! Sevin beni bağrınıza basın, hor görmeyin..

Çarşamba

tayyar hepimizin erkeğiydi



Şimdi bu videoyu izliyorsunuz ve birdaha hayatınız asla eskisi gibi olmuyor. Ulan ben de olmasam var ya dalgaya, denize hasretsiniz köftehorlar sizi..asdfasf..

Yürü be Tayyar abi altın kolyene kurban senin. Sana vermeyecek kadın taşa sarıp atsın o vajinayı denize. Tarzını yiyim, stilini seveyim senin..aasdf. Ahu ablam da taşş, yakışır. Görüyor musun sen aşkın temizliğini, paklığını? Karıyı hamama götürmeden koynuna almıyor abimiz. Artık o dönem evlerde banyo mu yok ne yoksa.. Zor yıllar.
Genelev çok acaip yanlız. Allah insanı yokluğa düşürüp de götürtmesin valla. Geceliğin altına giyilen beyaz çorabı bile anladım fakat her keranede bir gay olması..?
"Sen horlandıkça közleşen bir kahpesin.." Biz de kadın mıyız be ? Şuna benzer bir lafı duydunuz mu erkeğinizden, biz horlandıkça süneriz Ezine peyniri gibi. Pehh.
( Yanlız Tayyar abim uyanırken çok korkunç oluyormuş. "Ne uyandırıyon laynn" diye yapıştıracak bitane zannettim, aklım çıktı.)

Pazar

kadınlar vadisinin gizli silahları

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...