Perşembe

Postmodern bir korku hikayesi "Sephora' da Dehşet"

Kozmetik reyonlarındaki stand görevlilerinden ve Tekin Acar, Sephora, Sevil mevil gibi high-end kozmetik ürünleri satan dükkanlardaki ağır abla tezgahtarlardan çok korkuyorum. Korkmak ne kelime, ödüm altıma karışıyor makyaj malzemelerim azalmaya başlayınca, sıkım sıkım kullanıyorum kremlerimi rujlarımı filan bitmesinler diye o derece. Hep oralarda çalışan insanların yüzünden. Tabii böyle söyleyince erkekler de giriyor işin içine ama unutun onları, bildiğimiz erkeklerden yok. Orada çalışmaktan oldukça memnun, fazla "bakımlı" erkekler var, onlar da zaten genelde gayet kafa insanlar oluyorlar. Ama o kadınlar, ah o kadınlar. Olmaz olaydılar..Girmeyeydim de hiç görmeyeydim. Neden mi? Buyrun;

Şimdi bu ablalar doğada iki türde bulunuyorlar;

1- "Ürün satmazsa ölecek" hastalığına yakalananlar

Bunlar mahalle aralarındaki kıyı kenar kozmetikçilerde, büyük marketlerin içindeki makyaj kiosklarında filan yuvalanmış oluyorlar genelde. Ortak özellikleri olarak kat kat sürülmüş iğrenç rimel, sigaradan sararmış dişler ve illa ki ama illa ki fönlü saçı sayabiliriz. Kapıda müşteri bekler gireni reyon reyon takip ederler ya da tam hah dükkan sessiz rahat rahat bakarım bakacaklarıma dediğiniz an hörtbek gibi dikilirler tepenize. Bu hatunlar için sizin oraya ne almaya geldiğinizin en ufak bir önemi yoktur. Önemli olan elinizde ne ile çıkacağınızdır. Siz aseton almaya gitmiş olabilirsiniz ya da cımbız alıp çıkmak niyetindesinizdir, farketmez. Eğer makyaj-kozmetik olaylarına yeni giriş yapıyorsanız bu tür ablalardan saatte 180 km hızla kaçın. Çünkü suratınıza baktıktan sonra size tonik, temizleme sütü, nokta daraltıcı, alan açıcı, badana fırçası, fondöten kütlesi, rimel demeti filan satması ve kendinizi kasada ödeme yaparken "başka bir ihtiyacınız var mıydı?" sorusuna muhattap bulmanız işten bile değildir. (evet canım mala, dübel ve t cetveli eksik kaldı sanırım, onları da sarıver) Dükkandan çıkarken duyulan "lan ben ne pis pasaklı kadınmışım bugüne kadar püü bana, iyi ki aldım bunları ivit ivit iyi ki aldım" hissiyatı eve gelince yerini pişmanlıkla karışık, ürünleri beğenmemeye bırakır. Vee,
Dolapta yıllardır kullanılmadan duran kopkoyu fondotenler, kirec beyazı farlar ya da sedefli rujlar gibi makyaj malzemelerinin tek kaynağının bu tür alışverişler olduğunu biliyor muydunuz?

Klişe beyanatları;
- Ben de bu allıktan kullanıyorum (evet bende yanağındaki turuncu simli yığının bu olduğundan şüpheleniyordum zaten) (ayrıca kimsin sen, Sharon Stone musun benim başıma da senin kullandığın şeye benim de özeneceğimi düşünüyorsun, aa tezgahtar kullanıyor o halde hemen almalıyım, hayret bişi)

- "Bu ürünlerde kampanya var, 15 tane alırsanız bir tanesi bizden hediye kaçırmayın" Bunun alt metni "bunlar üçbuçuk senedir depoda duruyorlar, küf kokusundan içeri giremiyoruz artık alın da bitsin. Ama o kadar iyi insanlarız ki kazıklamaya kampanya diyoruz en azından acıyı azaltıyor"

- Sizin kullandığınız ürün piyasadan kaldırıldı size başka marka verelim (senin kullandığın marka bizde yok ama bu seni para harcatmadan çıkaracağımız anlamına gelmiyor bebeim, gel bakıyım sen şöyle)

Bu lanet bakım malzemeleri hep de özel, pahalı ürünler değil ki allah kahretsin. İnsanın kulak çubuğuna, ojeye filan da ihtiyacı var (insan demeyelim de kadın diye ayrı bir grupta inceleyelim biz gene kendimizi). Ve bunları almak için lüks mağazalara gidemezsin. Yani gidersin de başına ne gelir ikinci kısımda anlatacağım. Yine mahalle arası kalabalık ve her şeyin üstüste olduğu, yanyana saç boyası ve dantelli çorap satılabilen kozmetikçilere muhtacız ama artık oralardaki tehlikenin farkında olduğumuza göre ne yapacağız, azimli olacağız. Oraya sadece törpü almaya gittik ve bunu elde edeceğiz hanımlar. Sakin. Standart sapma oranını  sıfırda tutun, kapıdan içeri hışımla girin, ilk fönlü saçlıyı solladıktan sonra gerisi kolay, sağ bekteki fönlüyü makas hareketiyle şaşırtın, sizi allık bakmaya gidiyor zannedip oraya yöneldiği anda törpü reyonuna kontür atak yapıyoruz, o sırada defanstan "bakınız şu beş para etmez reyon indirimde, son kullanma tarihi geçmiş el kremi istemez miydiniz? diye bir hamle gelirse bloklayın direkt, törpüyü kapın, kasaya doğru hızla ilerleyin ve golll. Off allahım hayat çok zor kadınlar için. Bu süreç erkeklerde genelde şöyle işler çünkü,
- birader şurdan onlu traş bıçağı versene,
- hangisinden abi çift bıçaklı mı ossun,
- evet
- buyur abi, 10 lira
- al kardeşim, hayırlı işler, eyvallah. Bitti.

Ben ki bu işleri bizatihi icra da etmiş, hatta gelmiş burda irdelemiş biriyim, ben bile düşüyorum bir bir tuzaklarına. Geçen gittim son dakika bile pıst diye tester parfüm fıslattılar koluma. Kaçamadım. Bütün gün vanilyalı ucuz oda spreyi gibi koktum, pastırma yedim kokuyu bastırsın diye. Azap resmen ya.

 Koydunsa Bul Parfümeri..

2- "Babam Buckingham Dükü ama ben hobi olarak tezgahtarlık yapıyorum" kadınları,

Birinci dükkanın tam tersi bir yer düşünün. On numara profesyonel ışıklandırma, sessiz sakin tertemiz bir mekan hatta belki arkada caz müzik. Ameliyathane gibi steril bir ortam (birazdan cüzdanı bedeninden operasyonla alacaklar çünkü)
İşte Sephora, Sevil, Tekin Acar bilmemne.. Oralar buralar. Hani beş milyonluk bir ayak kremine bol sıfırlı rakamlar verebileceğiniz ve hatta bunu yaparken keyiften orgazm olabileceğiniz yerler. İşte ben buralardan istisnasız nefret ediyorum ve alışveriş yapma zevkim köreliyor. Bak benim alışveriş yapma zevkim, ben la ben, düşün. O zevk kolaylan körelmez ama bunlar başarıyorlar saolsunlar.

Bir kere mahalle kozmetikçisinin kampanya kucağını bunların altın kazıklı koltuklarına bin kere tercih ederim. Oradaki ablalar ne olduklarının farkında en azından. Ama buradaki kadınların (biz onlara bayan diyelim çünkü onlar da burada olsalar bunu isterlerdi) burunları statosferde.

Bu ırkın başlıca özellikleri arasında kola kızılından-kırmızıya uzanan bir yelpazede saç rengi, mevsimine göre beyaz kalıplı gömlek ya da tişört (ender rastlanan bir tür olan "beyaz önlüklü parfümeri kadını" sadece "uzman" eczanelerde görülmektedir. Diğer türlerden diplomasıyla ayrılır.) ve buram buram parfüm kokusu sayılabilir. Mahalle parfümerisinden farklı olarak burda çalışanlar müşterilere canım, tatlım vb diye hitap etmez, senden de ona yaka kartında yazan isimle hitap etmeni bekler. "Sibel, Yasemin, Alara.." Hanımefendi sıfatının yakışacağı gayet prezentabl isimler. Maşallah.

"Buyrun ne bakmıştınız?" diye sorar. Hatta bazen bu soruyu öyle bir tonlama ile sorarlar ki yanlışlıkla evlerine filan geldim zannedersin. Hatun o kadar benimsemiş çünkü orayı. Hiçbirşey satılmasın istiyor, parfümleri kendi bitirmek, rimellere dadanmak istiyor. Süzüyor seni baştan aşağı, uğraşmaya değer misin diye bakıyor. İstiyor ki sadece onun söylediği milyarlık mallar satılsın, elitizm altın kadehlerde sunulsun, kaliteli puro dumanında boğulalım. Ayaküstü "Hedonizm'in özellikli ürün tüketimine etkileri" üzerine sohbet ederken şaraplarımızı yudumlayalım. Ama ben sadece kırmızı rujumu alıp gitmek istiyorum ULAN! Manyak karı.
Lan alt tarafı tezgahtarsın (satış görevlisi?hadi canım) işte, kime havan? Orada Chanel satıyorsun diye markanın yıllık cirosundan pay mı veriyorlar, Karl Lagerfeld gelip dudağından mı öpüyor? Hayır, yemek,yol+SSK. Ama tester istersin vermez, ürünleri denemek istersin sanki çeyizinden çıkarıyormuş gibi binbir türlü nazla denetir, ikiden fazla bir şey sor suratı yerleri süpürür. Hele de onun önerdiği, ismi muhtemelen oxoshıdansns ya da sgshshskjxk olan (okunması mümkün değil) ürünü bir beğenme bak, oy beğenme, bak neler oluyor. O saatten sonra dükkanı da satın alsan yüz vermez sana. Sen kaliteden anlamayan, kıymet bilmeyen ucuz müşteri bozuntusu olursun. Sanki kendi üretti haspam. Bak sinirleniyorum.

Klişe beyanatları;
- Sizin kullandığınız marka hipoalerjik değil, ayrıca komedonlarınıza iyi gelmez, üstelik yapısı size ağır gelir. Size antikomodeniksüperdüpersonic ve 15 ml'i 337 olan şu kremimizden öneriyorum. ( Genç kızlar dikkat!Amacı karışık cümlelerle kafanızı karıştırıp, kucağına düştüğünüz an sizden faydalanmak olan bu kadın açıkça "hem paçoz hem de 337 tl verecek kadar salak görünüyorsun ayrıca senin suratına kullandığın o sefil markayı ben ayaklarıma bile sürmem hahayt" demek istiyor. Biliyorum çünkü Patricia teyzem... neyse. )

- Bu parfümün testerı kalmamış ama meyveli hafif bir çiçek kokusudur. Alacak mısınız, kasaya götüreyim mi?
(Tester var ama vermek istemiyorum sonra ben ne kullanacağım? Ayrıca almayacaksan beni oyalama, parfüm de koklayarak mı alınırmış canım, anasının karnından testerla doğdu sanki, hıh)

- Ne yazık ki indirim yapamıyorum ama birdaha ki en az 500tl lik alışverişinizde kullanmak üzere %0,3 hediye çeki verebilirim. (Bir defa yetmez hep bizim kucağımıza otur, sonra bi daha bi daha sabaha kadar..binecez üstüne vurucaz kırbacı)

Yakın zamanda yine yaşadım bunları, makyaj çantamı kaybettim düştüm ellerine. Dedim birkaç eksik parçamı tamamlayayım. Kapıdan girerken daha başladı eziyet. Lan ben ki bekar, çalışan, 20-35 yaşları arasındaki bir beyaz Türküm. Çoluğum çocuğum yok, bütün paramı üstüme başıma harcıyorum. Ayıptır söylemesi Mac'dan Chanel'den aşağı da inmem ha keyif pezevengiyimdir. Ben kapıdan girerken tırsıyorum o mağazalara. Çünkü eşofmanlıyım, çünkü sıfır makyajlıyım, çünkü çantayı kolumda değil normal insanlar gibi omzumda taşıyorum. Eziyorlar daha kapıdan girişte. Üff diyorlar bir öğrenci daha geldi, soracak soracak almadan gidecek. Bizim kanserin ilacını bulacağımız o depdeğerli zamanımızı rujla, rimelle boşa harcayacak.

Arkadaşım bir kere şunu netleştirelim, her eşofmanla gezen fakir olacak diye bir şey yok. Hasta etmeyin adamı. Ben alışverişe eşofmanla, taytla ya da en fazla kotla çıkarım yau. Çünkü bir milyon tane şey alıyorum, deniyorum. Nasıl taşıyayım onları mağaza mağaza topuklularla? Full makyajım, fönüm bozulmaz mı onu bunu denerken? Para harcayacak adam rahat adamdır. Onu bil.
Bir kadın sivri topuklularla alışverişe gidiyorsa ya mantıksızdır ya da tek iyi kıyafeti o olduğundan onları giyiyordur. Ayrıca dünyada bir adet pantolon cebine rahat sığabilecek öyle kuvvetli kredi kartları var ki o dükkanı içindekilerle birlikte satın alır. Çanta filan taşımaya gerek yok. Onu da bil.

Neyse, alt tarafı bir kozmetik ürünleri tezgahtarından (kusura bakmayın ladies, the awful truths) bu şekil mantıksal çıkarımlar yapmalarını elbette beklemiyorum ama dövecek gibi de bakma kardeşim. Bakıyorum Banu Alkan tipli kadınların peşinden koşuyorsunuz, kulu köpee oluyorsunuz tester denetmek için ama üzülüyorum ben. Rimel alabilmek için, Dior kullanmayı hak edebilmek için botox yaptırmak zorunda mıyım yau? Marka senin mi, babanda mı Nars kullanırdı, sabah kahvaltılık havyarın mı bitmişti de böyle gerginsin? Hep sorucam bunları sana ama yüzüme bakmıyorsun ki apla, baksan açık gözeneklerimin içinden ruhumu göreceksin oysa, kalbim temiz.

İnsanı böyle böyle Küçük Sinsi' ye bağlıyorlar işte. "Apla (fırk fırk burun çek!), gözünü sevem bi de şu renge bakayım mı, canım aplam benim be, nolur be apla allah sevdiğine bağışlasın" diye diye dolandım o gün peşlerinde billahi. Gönüllerinden koptu bikaç parça mal verdiler ama onda da kredi kartı onay verene kadar ecel terleri döktüm. Öyyle mal gibi post makinesine bakıyorlar provizyon gelinceye kadar, hani ha keza hatlarda bir problem olsa, banka sorun çıkarsa filan güvenlikçiler yakamdan tutup atacaklar "defol git lan pis fakir" diye. Neyse ki sorun çıkmadı da torbamı bağrıma basıp çıkabildim ağbi. Hala bile arkamdan bakıyorlardı çıkarayak birşey aşırmasın bu fakir diye. Çıktığım günden beri grup terapilerine katılıyorum, vallahi kişiliğim kaydı. Hakkaten ezik oldum.

Sevgili marka danışmanları, mağaza müdürleri o kadar okullar bitiriyorsunuz ama personelinize sıkmadan ilgili, ezmeden bilgili davranma konusunda bir eğitim vermekten acizsiniz. Firma sahiplerinin ise tek umurunda olan satış grafikleri, kar marjları. İyi de arkadaşım ben iki adım yürüyüp sizden mal almaktansa yurtdışından sipariş verip 15 gün beklemeyi göze alıyorum, o ne olacak? Al beni kaybettiniz.
Görürsünüz işte bir gün çok çalışıp ben de zengin olacağım o zaman beni kaybettiğinize çok üzüleceksiniz, bütçenizde hayvan kadar delik açılacak ettiğiniz zarardan. Dur lan hatta çok zengin olup mağazalarınızı satın aldıktan sonra o yaka kartlarındaki isimleri de Şerife, Güllü, Hatçe filan olarak değiştiricem ulan, çekicem ayaklarınıza da şalvarı, hırs yaptım.

Uzman kadromuz ve porselen dişlerimizle bu sene de siz sevgili müşterilerimizi kazıklamaya hazırız..

8 yorum:

tespih çekeceği dedi ki...

Manyak.Uzun yazma dedik suyunu çıkardın be kadın.ALLahtan komiksin sadsswd

Adsız dedi ki...

Allah eline,koluna,kafana zeval vermesin:)resmen duygularıma tercüman olmuşsun:)

Lydia dedi ki...

hiahahha çok eğlendim okurken, süper :D

Cocorosie dedi ki...

bukadar yazıyı sıkılmadan okudum helal olsun:D

Pena dedi ki...

bu yazı boukadar yazılır.Tbrikler

prettyflowery dedi ki...

hahaah ancak şimdi okuyabildim yazını ama baya güzelmiş:) şu elit kozmetikçilere bir tek başıma bir de annemle gittiğimde farkı gerçekten anlıyorum;ben gittiğimde ne sorsam ; o yok,kalmadı;ıı ıhh cıks lı sözler annemle gidince;şunu da denemek istermisiniz,bakın bir de şu vara,bir dakika ben size şu ürünlerin testerlarını getireyime dönüşüyor heyhat,
bir de ben şu ürünü kullanıyorum demeden aa siz hangi rimeli kullanıyorsunuz kirpikleriniz çok güzel falan dersen tamam,mest oluyorlar hemen;bütün kapılar sana açılıyor :)
işte öğreniyor insan bunları yavaş yavaş:)

monsieur dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
monsieur dedi ki...

Geçte olsa zevkle okudum. şahane bir yazı olmuş :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...